köle Nar Ezgim

Bağlı Bağsız Falaka

Bu gün benim köle hayatım da dahil olmak üzere tüm hayatımı kapsayan en öfkeli günüm(dü)..
 
Bağsız FalakaKeyif falakası yaşayacaktım. Üstelik saçma sapan konuştuğum bir an için affedilmeyi dilenmiştim Efendimden. Böylece hem keyif hem de affediliş olacaktı bu falaka. Güne güzel başlamak ne yazıkki tüm günü sigortalamıyor..
Efendim falaka için uygun gereci benim seçmemi emretti. 200 defa vurulacaktı tabanlarıma. Uygun olacak aletin, ne Efendimin gözüne girmek adına çok çok acı verici, ne de götü kurtarmak adına çok hafif olmamasıydı şart.

Kemeri uzattım Efendime. Ama Efendim başka birşey bulmamı söyledi. Mutfakta gezindim bir müddet. Bir spatula bulabildim. Kabul etmedi Efendim. Gezinmeye devam ettim.
Elimi neye atsam ya demir çubuk ya da hortum oluyordu..
Efendimin hiç beğenmediği topuklu ayakkabımın bir eşini aldım ve odaya girdim:)

O ayakkabıyı çek gözümün önünden yoksa gebertirim :))

Kaçtım odadan hemencicik. Yeni bir alet bakıyordum ama bulamıyordum. Bir yandan da oklava ya da ip olmasın diye dua ediyordum.. Efendim kıyafet komutu verdi. Giyinik odaya girdim.
Yüzüstü yattım ve... Aman o da ne!!
 
Oklava vardı Efendimin elin de.. Bu oklavayı hem kıçıma hemde tabanlarıma yemiştim. Korkuyordum.
Oklavayla ayaklarım sabitlenince derin bir nefes aldım. El ve ayaklarım arkadan bağlanmıştı. Bir mendili ağzımla başımın olduğu yere serdim. Narım da duruyordu yanıbaşımda. 60 a kadar zırlaya zırlaya devam ettim. Utanç vericiydi ama acıya katlanamadım o an. Ve burnumun ağlarken aşırı akması üstüne üstlük nefes alamamam:( Kendimi çözülmüş halde buldum:(

Defol git gözüm görmesin seni!! Sen kim oluyorsun da benim keyfimi kaçırıyorsun!!!

Odadan nasıl kaçtığımı bilemedim. Holde uzun uzun ağladım. Mutfağa geçtim orda da bir sigara yakıp ağlamaya devam ettim. Efendim aşırı öfkeliydi. İlk defa bu kadar sinirli görmüştüm onu..(umarım son olur:(
 
Sigara daha yarıya bile gelmemişti. Bıçak vardı masada yanlamasına. Kessem dedim kendimi!!
Ölsem ya ölsem de yaşamasam. Nasıl dişimi sıkamadım. Ne aptallığıma güvenerek Efendimin keyfini kaçırdım..
O an Efendim o kapalı kapıyı aralayıp. Pınar görevin balkondan atlamak deseydi o öfkeyle yapardım. Gözüm berbat bir şekil de kararmıştı..
Sigaramı yarı da söndürüp odaya doğru ilerledim. Prensip olarak çaldığım kapıdan red cevabı alsam dahi girecektim.
Cesaret hapı içmiş gibiydim. Kapıyı tıkladım.

Gir!

Girdim ve sırık gibi dikildim Efendimin arkasında. Ağlamıyordum. 400 oklava bile yemeyi göze alarak girdim içeri. Yalvaracak oldum ama Efendim affetmeyecek kadar soğuk ve yabancı duruyordu.

Dikilme! Karşıma otur..

Oturdum.. Birşeyler kopuyordu.. Kopan birşeyler değildi. Herşeyin sonuydu bu. Bu Nar'ın Kıyametiydi.. Hissediyordum. Korkmuyordum. Efendim köle olarak bile görmüyordu beni. Bunu içimi kanırta kanırta haykırıyordum..
Aptal aptal yalvarıp af dilemekle onu kaybedeceğimi biliyordum. Sakal bıyık paradoksu halini aldı herşey. O tükürük bana isabet etmeye kararlıydı. Özüme döndüm. İçimden ne geliyorsa haykıracaktım..

Eğitimin burada sona erdi!!

Bir kurşun gibi şakağımı delen bu sözler Efendimden çıkıyordu..
- Ne yani Efendim. Beni bir çöp gibi atacakmısınız bu haldeyken!!
Bunu nasıl yapardı. Bu şekilde zavallı halimle ben topluma karışamazdım. Ölüm fermanıydı bu. Kabul Etmeyecektim..!
Etmedim de!! Göze o an o kadar feci ihtimalleri aldım ki bunu yazarak acımı tazelemek bile istemiyorum.
Utanarak yazıyorum ki kafa bile tuttum Efendime asla saygı sınırımı aşmadan.. Bitmemeliydi..
Çözüm üretme güdüm yokolmuştu. İnkar ediyordum azad edilmeyi.. Efendim beni ezdikçe bahanelerime sığınmadan cevap vermeyi öğrendim o an.. Kaybediş öyküsüne dönemezdi bunca şey!!
Ağlayamadım bile. Avuçlarımda tırnak izlerim azılarım puzzle edasıyla birbirlerini tamamlamış halde direniyordum bu karara..

Eğitimin sona erd..

Ayaklandım o an. Kaybettim bitti derken kafam da kendime savurduğum adi küfürler bir yana.

OTUR O YERE!! SÖZÜMÜ BİTİRMEDİM!!

Kendimi serdim bu defa o yere. Artık boklu bir kuştum. Kanatları olmayan budala bir kuş. Kendini kuş sanan sersem bir tavuk belki de. Dış dünyadan korkuyordum. Bu halde barınamazdım. Biliyordum. Biliyordum ama sustum ve dinlemeye koyuldum.

Seni bağlamayacağım. Ve çıtın bile çıkmadan acını çekeceksin.

( kesmek zorun da kaldım sözünü Efendimin)
- Bu bir piyango değil Efendim.. Eğer kalmama izin verecekseniz ben bu acıyı çekmeye hazırım. Ama bittiyse herşey istemiyorum. ( nedeni çok açıktı kendimce. O oklava, kemer, ip her ne ise acı elçisi bana işlemezdi bu durumda. Acıların en derinini yaşıyordum. Ve bitiş destanım için başka acı sırtlanamazdım. Bu kaybediş başlı başına yok olmakla adaştı benim lugatım da..)
 

Aferin nar. Hazır mısın?

Videoyu İndir

- Hazırım.. Efendim ( o Efendim deyişim yüreğimden çıkıyordu..)
Uzandım ve istenilen pozisyonu aldım. Narın nerde diye sordu Efendim. Ona ihtiyacım yoktu. Bu anıran ses çıkarken ona da öfkeliydim. Benim dahil olduğum herşeye öfkeliydim.
Bırakmayın beni Efendim diye haykırıyordum acının en katlanılmaz yerin de. Tabanlarım..
Eğer affedilmeyecek olsa beni yollara sürgün oluşum da yürütecek tabanlarım..
Utancım dışın da bir de kemer sesini işitiyordum. Bu defa o sevecen yüzü de kalmamış sike sike acıyacak o canın dercesine iniyordu. O acılara nasıl göğüs gerdim aklım bile almıyor şu dinginlikle düşünürken..
- Affedin Efendim bırakmayın beni..
 
Bir köle değil de paspas olarak bile yaşamaya hazırdım Efendimin huzurun da. Acıdan kaçamadıkça ayaklarımı daha da uzatıyordum. O kemeri iyice parçaladım. Demirli olan kısımlarını da minimum sızlanmayla kabul ettim tabanlarıma. Acı almamış hiç bir zerresi kalmamıştı tabanlarımın. 260 defa öpmüştü kemer utanan yerlerimi sile sile tabanlarımı. Affedilmenin haklı gururu ile birlikte o acıları çekerken aklıma Efendimin;

Bakalım hayat sana acıların en büyüğünü yaşatırken böyle sızlanıp kurtulabilecek misin?

sözü geldi..
Bir kopuştan sağlam bir düğüme dönüştü mü bu durum bilmiyorum ama, Efendim falakam bitince;

Evet eğitimin bitti! Artık çocuk eğitimin bitti ve bir kadın olarak eğitimine devam edeceksin!!

Ayaklarımın üzerine daha da zorlanarak kalkabildim. Falaka ritüelinin vazgeçilmez bir parçası da ilk ayağa kalkış esnasın da ki baş dönmesi ve insanın o an boyut atlamışçasına şaşkın ve biçimsiz düşünceleri. Soğuk zemin ateşe dönmüş ayaklarımı ufalayarak sakinleştirirken domalmış halde siktiriyordum kendimi Efendime. Çocuksu değil de kadın gibi sakin ve istekli. Ödülünü alır gibi değil de erkeğine doyar gibi.
Tabanlarımı kaldırıyordu Efendim bir yandan ve en acımış yerlerini çiziyordu tırnaklarıyla.. Bir kasırgadan sırılsıklam ve kemiklerine kadar acı çekmiş halde çıktım. Ayağa kalktığım da Efendimden sarılmak için izin istedim..
 
Efendimin kollarına kenetlenmiş halde saatlerdir tuttuğum gözyaşlarımı azad ettim. Sarsıla sarsıla hıçkırırken Efendim saçlarımı okşayıp Aferin diyordu..
Efendime teşekkür ettiğim de cevap olarak aldığım

Asıl ben sana teşekkür ederim Nar! Seninle gurur duyuyordum..

İçim bayram yeri oldu Efendimin bu sözleriyle..
Tüm o yaşanan kötü anıları tarihe gömerek hamsi ayıklamaya koyuldum. Yer yer mutfakta ağlayan kendimi izliyor gibiydim. Bu 4 saat önce ki geçmişin hayaletine acıyarak baktım ve kafamı çevirdim..
 
Artık kadın köle olmuştum.. Artık çoğu şey değişmişti..
 
O gece proteinimi alırken de devamlı bu aklımdaydı..
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir