köle Nar Ezgim

4üncü GünEfendimi uyandığımda balkonda oturur halde buldum.
Enfes.. Mevsim normallerinin dışında ılık ve güzel kokan bir bahar vardı sanki balkonda. Karşısına oturdum. Artık daha saydam düşünüyordum. İçimde ki kaos bir yanda uyukluyordu. Ait olduğum adam.. Efendim..

Bunun verdiği zafer yada gurur bilemiyorum ama çok farklı bir güçtü katılan ruhuma. O ana kadar olan hayatım gözümün önünden piksel piksel geçiyordu çok seri bir şekilde. Ama hiç bir değer, hiç bir trajedi umrumda bile değildi. Karşı balkonda ki kadın hala ısrarla temizlik yapıyordu. Sanki yıllar önceden kalma bir dejavu ateşleniyordu zihnim de. Bir gün öncesinin aynısı değildi bu gün. Ama herşey değişmişti o manyak titiz kadın dışında. Ben sanki büyümüş gibiydim dünden bu güne. Tam tabir bu değil aslında. Efendim beni kucaklarında taşımış eskilerin irinli yaralarını iyileştirmiş beni bambaşka bir insan olarak en baştan yaratmıştı.
O an gözlerim dolacak oldu ama yeterince ağlamıştım zaten. Panikli değildim üstelik. Yeni halimi çok sevdim. Efendime çok çok daha güçlü bir şekilde mühürlendim o an da. Artık hiç bir güç beni ondan alıkoyamazdı. Bunlar çok hızlı geçiyordu zihnimden. O gün 2. defa falakaya yatacaktım. Heyecan yoktu bu defa. Bu defa istek doluydum. Kendime hayret ediyordum bu isteğimden dolayı.. Tabanlarım feci halde kaşınıyordu. Ama bu defa farklı bir şey olacaktı. Çekim sırasında ben sizlerle konuşacaktım.

sevdim ben falakayı..

Uygun kelimeleri bile toplayamıyordum. Hepsi zihnimin içindeydi ama dudaklarıma varamıyorlardı. İçime bir hoparlör takılsa da beni duysanız keşke.
Tekrar o odaya gittik. Ayaklarım onlara kalsa koşacaktı 🙂
Hayretler içerisindeyim hala nasıl da sevdim ben falakayı..
Ama kamera açıldığın da ben konuşmak denilen fiili unutuverdim. İçini bir dostuna döker gibi konuş dedi Efendim. Ama beceremedim. Heyecanım bastırıyordu herşeyi. O an bencillikler içinde affedilmeye koşuyordu ruhum. Üzerindeki katranlardan sıyrılıp masumiyet giyinmeye. Ama 2 gece önce Efendim yüzüme vurmuştu benim masum olmadığımı. Bende biliyordum kendimin ne mal olduğunu gerçi. Ama falaka beni affediyordu. Sizler benim görüntülerim de acımı göreceksiniz. Acının dozundan çocuklaşmış sesimi duyacaksınız. Ama orada acıdan daha büyük bir haykırış var. Yıllarca kaçtığım acılarımı iade edişim Efendime.. Orda kutsanan bir beden var. Atacağı her adım da bağışlanacak olan.. Sizlere tüm bunları anlatabilseydim eğer o gün ceza almış olmayacaktım. Konuşmayı beceremedim. Zaten Efendim de buna kızdığını hep dile getiriyordu. Beni ters çevrilmiş orta sehpaya sabitledi. Dün ağzıma tıkıştırmam için verdiği köpükleri istedim Efendimden. Onlarda ruj izim vardı. Sahipleniverdim gücümü paylaştığım köpük parçalarını 🙂
Üstelik en fazla acıyan yeri de artık Efendime bildirmiştim.
Fazla titriyordum. Korkudan değil kesinlikle ama bu titreyişi engellemek mümkün değildi. Efendimin ses tonu olsa gerek bu titremenin sebebi. O pozisyonda iken insan ne ekmek düşünür ne de su. Efendinizin ellerindesinizdir. O verir hükmünüzü. O an kafanızı bedeninizden de ayırabilir keyfi isterse. Siz herşeye hazırlıklısınızdır. Öylece kalmaktan başka çareniz yoktur. Kötü ihtimaller hayatımızın her anın da var. Ve insan evrilirken bu ihtimalleri medeniyet, teknoloji ve bilim minimum dereceye indirmişken bile atalardan kalma içgüdüsel kuşkularla doludur bedenimiz. Alt belleğimiz bu kuşkularla çevrilidir. İlkel kalan bu alt benliğime fırsat vermesem de beni yakalaması an itibariyle mümkündü. Fakat Efendime itimatım o derece yüksekti ki, ölmek bile yoktu o anda benim için.

Nar 1000 parçaya bölünmüştü

Şaşkın ve aptaldım. Kendimi yıllar sonra ilk defa görmüştüm. Acıdım biran kendime bu kadar yıl sırtım dönük olduğum için, ben aslında hep acıyı kendime uygulamıştım aciz koşullarda.
Efendim tabanlarıma özellikle parmaklarımın altındaki benim sürekli savunmaya çalıştığım acı kanallarımı yakalamıştı. O an haykırıyordum ama bu acıdan değil acının yüzleştirdiği garip duyumsamalardan ötürü bir haykırıştı. Üstelik konuşamadığımdan dolayı bir ceza idi bu acının temeli. Kendime kızıyordum.
'Kota mı koydular diline?? Neyin konuşamamasıydı bu!' (kendimi böyle azarlıyordum)
100 e kadar saymam gerekiyordu.
Nar 1000 parçaya bölünmüştü. Herşeyden uzak bir yanımı seviyordum. Öte yandan bir yanımı öldürüyordum. Bir nar tanesi sayı sayıyordu acılı sesiyle 🙂
Ben 1000 parçama da hakimiyet kuruyordum öte yandan. Ne kadar çoktum üstelik. Ne kadar dolmuştum hayata.. Tabanlarımı yalayan acı benim ruhsal acılarımdan dolayı çektiğim azabı engelleyecek kadar arttı bir an. Oracıkta hiç eğilmemiş ve yalvarmamış dik kafam koptu uzaklaştı.

Yalvarıyordum artık.. İlkin utanıyor insan ama sonra o insanın herşeyiniz olduğunu hatırlıyorsunuz, utanmak denilen basit ve adi güdü kalmıyor. Ayaklarımın acıtan kısmını devamlı kaçırmaya uğraşıyordum ama Efendim beni uyarıyordu. Efendime o acımı sunmaya karar verdim. Ne derece acısada reflekslerimi durdurmaya çalışıp en çok o kısımları uzattım.. Ve süpriz..
En çok acıyan yerler midemin aşık olmuşçasına kelebekler uçuşturduğu yer ile bağlantılıydı. Deli bir çocuk keşfedilmiş oracıkta aşk yaşıyordu sanki. Ağlamam kesilmiyordu. Ağlayan çok farklı bir Nar dı. O hepimizi barındıran Nardı.

Pınar ı saklayan bütün olan Nar..
4üncü gün Falaka90 a geldiğimiz de son 10 falaka vuruşunun çok acıyacağını söyledi Efendim. Kendisi sayacaktı. Ben ise son 10u duyunca Karanlık tünelimin ucunda kuş gözü kadar bir ışık görmüştüm. Sonuna gelinmişti bu zamanın da. Güç kazanmış karanlığı sevmiş ama bir yandan da yırtarak aydınlığa ulaşmış bir bilgeydim o an sanki. Artık hayatın anlamını bile söylese biri umrumda olmazdı. Ben kendimi tanımıştım en çıplak yönlerimle. Son 10 darbe tahminimden de acıttı canımı. Acı beni öyle sevmişti ki. Beni bu derece sarıp sarmalayışı içimde garip bir heyelan yaratmıştı. İçimden birşeyler akıyordu durmuyordu..
100. darbe de patladı tabanıma. Sıcak su torbası vardı sanki bilekten sonram da. Ayaklarımı devasal birer uzuv gibi hissediyordum. Ayağa kalkacak oldum ama Efendim çökmemi emretti.

4 ayak üzerinde peşimden gel! Tıpkı bir köpek gibi..

Cenin pozisyonunu aldım

Odaya doğru yürümeye başladı.
Kolumun tersiyle yaşlarımı sile sile neşeli bir köpek gibi takip ettim Efendimi. Altımı çıkartıp ayağa kalkmamı ve kollarımı yatağa koymamı buyurdu.
Dizlerim titriyordu durmaya çalıştıkça ayaklarımın üzerinde. Efendim kendini kaskatı sıkmış amımı sikmeye başladı. Canım yanıyordu çünkü çok fazla gerilmiş durumdaydım. Bir yandan da sırtıma çantanın uzun kayışını patlatıyordu..
Tek bacağımı kaldırıyor ve bileğimden ayağımı kavrıyor ardından da tırnağını geçiriyordu tabanıma. Boşalmaya o kadar yaklaştım ki şiddetle titremeye başladım. Kasılmalarım Efendimi içimden atmama neden oluyordu 🙁
Efendim öyle bir şiddetle indirdi ki kayışı kendimin mutluluğunu derhal sildim hafızamdan. Efendim boşalana kadar ben de psikolojik olarak kendimi orgazma yaklaştırdım. Tabanlarımı düşünüyordum.
Bu ilişkimizde amımdan kan geldi.. Kendimi sıktığım için sanırım. Neden böyle oldu anlamadım. Ayak tabanlarım kızgın kumlardan denize ulaştıktan sonra ki hissiyatla ben buradayım diyordu hala.
Cenin pozisyonunu aldım ve epey uyudum. Efendim bu esnada dışarı çıkmıştı. Beni defalarca aramasına rağmen nasıl yorulduysam aptal gibi 🙁 duyamamışım telefonun sesini..
Efendim geldiğin de uyandırdı beni. Halsizliğimi ve derin uyumamı günlerdir mide ağrımdan dolayı fazla yemek yiyemeyişime bağlıyordu. Dışarı çıkma vakti Pınar..

Plakaları çok ilginç olan x şehrin güzel sokaklarına çıktık. Parklarında ilginç heykeller olan x şehiri.. Çok sevdim orayı.
Üstelik Efendime minnet duydum. Çünkü Efendimin mahremiydi o ev. Ve bana bir lütuf vermiş ve mahremine almıştı beni. Bunun haklı gururunu anlatamam. Ona daha fazla layık olmalıydım. Beni hiç inciltmemişti Efendim. Ben bazen istem dışı dişilik dürtülerimden dolayı şımarsam bile beni ezmeden ve tüketmeden uyarmıştı. Böyle yüce bir Efendiye ait olmak ve uzun uzun yürürken sızlayan canım tabanlarım. Efendime ait olan tabanlarım..
Yarın bitecekti bu güzel günlerim. Yarın ayıracaktı bizi bir müddet hayat karmaşası. Ya ruhum. Artık Efendimden ayrı olması mümkün bile değildi. Birlikte hamburger yerken yavaş yavaş çözülmüş olan dilim sayesinde epey muhabbet ettik. Efendime devamlı olarak falakayı sevdiğimi anlatmak istiyordum. Bana yaşattıkları çok etkilemişti beni. Bu şaşkınlığımı anlatıp duruyordum 🙂

Yeni tanıştığım kendimi sunmaya çalışıyordum Efendime.
Hoş, o beni ilk tanıdığı gün biliyordu içimde ki beni..
Efendime hayrandım çünkü benim dilimi en iyi o biliyordu. Kim olduğumu ne olacağımı en çok o.

Ailem, kardeşlerim ve dostlarım. Bunca yıl hep ertelenişlerim dışında kalan Pınarı tanıyorlardı. Onlar kördü belki de. Ben böylesine hazırmışım yıllardır. Ama hiç bilemediler beni. Efendimden edinmek istediğim bir yetenek daha varsa o da insan sevgisi. Nasıl bir yüce gönüldür ki Efendimin sahip olduğu, insanları katagorize etmeden ayırıp bölmeden olduğu gibi sevebiliyordu. Ben ise bunu hiç yapmamış ve herşeye küsmüştüm. Hatta kendime bile.
Şimdi yeni bir dönem başlıyordu. Karanlık çağlar bitmişti benim için. İnsanlar belki de güzellerdir. Parkta çok güzel bir heykel gördüm. Ellerin arasında bir üflemeli çalgı vardı. İtalyan bir sanatçı tarafından yapılmıştı. Beni çok etkiledi.
Eve doğru yürümeye başladık.

Uyumuşum böylece

Sıcacık bedenine tekrar dokunup masaj yapma şansını yakaladım Efendimin iziniyle. Ama tekrar aynı rutin hatalarımı tekrarlamış ve falakayı hak etmiştim. Üstelik demirli kısımıyla kayışın. İlk başlarda tebessüm ediyordum ama ne mümkün o halde kalabilmek.. Zırıl zırıl ağlamaya başladım tekrar. Sanırım en çok Efendimin yanında ağlayabilişim beni arındırıyordu. Efendim saymamı ve ardından özür dilerim Efendim dememi buyurdu. Demir kısım o acıyı verdikçe acıyan tabanlarım ve hatamın verdiği utançla hep haykırıyordum. Bu da Efendimin baştan başlamasına sebep oluyordu. Ayaklarımı çekmem de baştan başlaması için sebepti. Yalvardım Efendime ayaklarınızı temizleyeyim tuvalet kağıdınız olayım diye. Cezam devam etti ama ardından yakarışımı kabul etti ve ayaklarından başladım Efendimin. Ayaklarını tertemiz yapınca da tuvalet kağıdı görevimi yerine getirdim ve Efendimi güzelce yaladım dilimle.

Saatler ayarlandı 5 e.
Saatleri sevmedim hiç 🙁
Aptal saatler hep geçiyordu. Efendimi yormayacağımı bilsem o an falaka isterdim tekrar 🙂
Falaka zamanı bile durdurabiliyordu.. Ama arsızlık olmaz. Efendimin durmadan bana tembihlediği birşey varsa o da 'SABIR'dı.. Sokulup uyukladım. Zaman zaman uyanıp onu izledim. Üşüyen sırtımı dayadım ona zaman zaman. Kendimi iyice buladım Efendime. Korkunç ama onu oracıkta yemek bile isterdim.(çok özür dilerim Efendim)

İlk defa tanıştığım duygular beni bambaşka etkiliyordu.
Efendimin çenesine dayadım burnumu. Nefesimi de ayarladım. Efendim soluk verdikçe ben soluk alıyor ve tatlı şarap kokan nefesini ciğerlerimde yaşatıyordum. Uyumuşum böylece.

Falaka beni Affediyordu için 3 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir